Tefal Ütü

0TL.

Doğan AVM

282 654 23 00

Tavuk Graten

0TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Salon Çamı

0TL.

Çiçek Evi

İsmail ÖZTÜRK

İsmail ÖZTÜRK ergene esenler mah. doğumlu olan İsmail öztürk 23 aralık 1984 tarihinde dünyaya gelmiştir. sırası ile çorlu cumhuriyet İlkokulu, cumhuriyet ortaokuku ve m.r.uzel end. mes
İşçi
Yazara Mesaj Yaz
Bu Bölümde Yazılan Yazıların Sorumluluğu Yazarlara Aittir
DOSTUM ve KIYMALI YUMURTA  13.10.2020   (384) Okunma
Köyden şehre taşınalı birkaç yıl olmuştu. Şehrin gürültüsünden uzakta arka sokaklarda büyükçe bir bahçesi olan şirin bir evimiz vardı. Mahallemizde genelde herkes birbirini iyi tanırdı. Komşuluk ilişkileri son derece kuvvetliydi. Sokağımızda akran olduğumuz kız erkek birçok çocuk vardı.

Okul saatleri dışında ve hafta sonları sokağımızda hep birlikte çocukluğumuzun oyunlarını oynardık.

Mahalle arkadaşlıkları o zamanlar paha biçilemezdi. Evimizde ailemizle birlikte geçirdiğimiz zamanlardan daha çok zaman geçirirdik arkadaşlarımızla… Biz arkadaşlar, birbirimizi ailemizin tanığıdığından bile daha iyi tanırdık! Böylesine samimi bir ortamda yıllar geçti ve ilkokul sona erdi. Ailemizde tahsilli hiçkimse yoktu. Geçmişte hiç göremediğim dedem, zamanında işler güçler ve maddi durum oldukça iyi olsa da, başta dedemin yakalanmış olduğu kanser ve farklı birkaç nedenden ötürü ailemizin maddi durumu dibe vurmuştu.Babam birgün beni karşısına aldı ve şu cümleleri sarf etti:

-Oğlum, okumanı çok isterim ama gördüğün gibi durum vaziyet ortada… Seni okutabilme imkanım yok. İlkokul öğretmenin senin başarılı bir öğrenci olduğunu ve mutlaka okuman gerektiğini söyledi. Öğretmeninin söyledikleri beni çok gururlandırdı ama üzgünüm gücüm yok seni okutmaya…

Babamın sarfettiği bu cümleler karşısında tepkisiz kaldım. Kendince haklı sebepleri vardı.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra babama dedim ki:

-Baba söylediklerinde ve korkularında haklı olabilirsin. Ama ben ne olursa olsun okumak istiyorum. En azından şu anda ortaokula başlayıp onu bitirmek istiyorum. Sonrası Allah Kerim…

Babam bu kararlılığım karşısında hiçbirşey diyemedi. O an şunun farkına vardım; aslında

babam okumamı istiyordu ama hiçbir şekilde buna imkanı olmaması onu da son derece üzmekteydi. Eğer okumak istiyorsam imkanlarımı kendim yaratmalıydım. Bu bilinçle nasıl bir çözüm bulabilirim diye kafa yormaya başladım. Zaten daha da öncesinde çok küçük yaşımda çalışmaya başlamıştım. İlkokul yıllarımda bile yaz tatillerinde mahallemizin bakkalında çalışırdım. Tabii bu tam manasıyla bir çalışma sayılmazdı. Kazancım ise sadece tatlı bir çikolataydı. Dördüncü sınıfın yaz tatilinde tam manasıyla çalışmaya başladım diyebilirim. O yaz yaklaşık iki aylık çalışmamın sonucu kazandığım parayla kendime bir çift ayakkabı alabilmiştim. Ailemin durumu ortadayken benim bunu başarabilmem belki onlar için büyük bir katkı sayılabilirdi. İlkokul bitip ortaokula geçiş sıkıntıları arasında olaya bu bilinçle yaklaştım. Koşullar ne olursa olsun insan istedikten sonra ideallerinin peşinde koşmalıydı. Bu mantık çerçevesinde aileme yük olmadan ortaokula gidebilmenin hesaplarını yapıyordum…

Bir gün ilçemizin hükümet binasının önünden geçerken milli eğitim müdürlüğüne gittim. Beni

görünce orada görevli birisi sordu:

-Hayırdır ufaklık?

Ben de gayet ciddi bir tavır ile milli eğitim müdürüyle görüşmek istediğimi söyledim. Görevli

ve yanındaki birkaç kişi birbirine bakarak gülüştüler. Böyle bir tepki vermelerinde haklılık payları da vardı. Ufacık bir çocuk gelmiş, milli eğitim müdürüyle görüşmek istiyordu. Hayatları boyunca ihtimal vermeyecekleri bir durumdu belki de… Israrlarım üzerime talebimi ilettiler. Görevli eşliğinde beni milli eğitim müdürünün makamına götürdüler.Müdür bey de benzer bir soru sordu:

-Hayırdır ufaklık? Israrla benimle görüşmen gerektiğini söylemişsin. Açıkçası çok merak ettim. Nedir benimle görüşmek istediğin?

Ben de yetişkin bir kişi tavrı sergileyerek ailemin sıkıntılarını anlattım. Buna bağlı olarak

Kesinlikle tahsilime devam edemeyeceğimi ancak ne olursa olsun okumak istediğimi söyledim. Bu konuda kendisinden yardım istedim. Söylediklerim karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Bu yaşta bu kadar olgun bir davranış nasıl oalbilirdi? Talebimde sonuna kadar haklı olduğumu düşündü ve yardımcı olmaya karar verdi. Evimize en yakın mesafede olan ortaokulu aradı. Benden ortaokul hayatım boyunca hiçbir şekilde para talep etmemelerini ve yapabilecekleri ne yardım varsa yapmalarını rica etti. Okul idaresi bu talepleri mümkün olduğunca yerine getirmeye çalıştı. Artık okuluma kayıt olmuştum. Okul elbislerimi de temin etmiş durumda okulun açılacağı günü bekliyordum. Bir arkadaşımın birkaç kez göstermesi sonucu gravat bağlamasını da öğrenmiştim. Birkaç gün sonra okul zamanı geldi çattı. Sabah erkenden okula gittim. Sınıflarımız ve ders saatleri

belirlendikten sonra ilk gün için yapacak başka bir iş kalmamıştı. Belirli bir saat sonra hepimizi serbest bıraktılar.

Eve gitmek üzere okuldan ayrıldım. Evimize birkaç sokak yakınlıkta bir kalabalık ilişti gözüme.

Kalabalığa yaklaştım ve durdum. Meraklı bakışlarla izlemeye başladım. Mahallemize yeni bir aile taşınıyordu. Neşeli bir aileydi. İlgimi çekmişlerdi. Güleryüzlü bir anne, ondan biraz daha kısa boylu bir baba, benden birkaç yaş büyük erkek çocuk ve beş yaşlarında sevimli bir yüze sahip bir kız çocuğu… Kız çocuğu dur durak bilmeden koşuşturuyordu. Yaramazlık yapmayı seven bir yapısı olduğu belliydi. Koşuşturmacasından suratı sümük içerisinde kalmıştı. Rastgele siliyordu sümüklerini üzerindeki elbiselere… Bir taraftan da tatlı tatlı gülüyordu. Sevimliliğinden olsa gerek yüzündeki sümüklerin iğrençliği beni hiç iğrendirmiyordu. Bu taşınma anını biraz daha izledikten sonra evimize gittim. Mahallemize yeni bir ailenin taşındığını anneme anlattım. Annem herhangi bir tepki vermeden dinledi.

Birşeyler atıştırıp biraz dinlendikten sonra arkadaşlarımla top oynamak üzere okul bahçesine

gittim. Evimize yakın bir mevkiide oturan kuzenlerim Mustafa ve Kemal oradaydılar. Az sonra ilkokuldan sınıf arkadaşım İlhan geldi. Sonra İlhan’ın kuzeni olan Bülent, ardından Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu olan Feridun ve sonrasında da Emre… Hepimizin evleri birbirine yakındı. Toplanma yerimşz okul bahçesiydi. Hepimizin yaşları birbirine yakındı. Mahallemize yeni taşınan ailenin evleri ilkokulun tam karşısındaydı.

O gün de bizler her zamanki gibi futbol oynuyorduk. Bir ara mahallemize yeni taşınan arkadaş

geldi. Hepimiz oyunu bıraktık ve yeni arkadaşla tanışmak için yanına gittik. Güleryüzlü bir arkadaştı. İsminin Cem olduğunu öğrendik. Yüksek bir ses tonu vardı. Enteresan tavırları ilk tanışmamızda daha dikkatimizi çekmişti. Sıcak tavırları ve güleryüzlülüğünden olsa gerek kısa sürede kanımız kaynamıştı ona. Sonrasında onu da oyuna davet etttik.Akşamüstüne doğru maç sona erdi. Hepimiz yorulmuştuk. Karnımız da acıkmıştı. Herkes evlerine gitmek için ayrılmak üzereyken yeni aramıza katılan arkadaştan onlarda birşeyler atıştırmamız için davet geldi. Ben ve birkaç arkadaş bu daveti kabul ettik. Evlerinin önüne geldik. İki katlı bahçeli bir evdi. Alt katta onlar oturuyordu, üst katlarında da ev sahipleri… Onların oturduğu evin kapısı direkt sokağa açılıyordu. Yeşil renkli bir kapıydı. Kapıda zil yoktu. Evin önüne geldiğimizde arkadaş zil olmamasından dolayı eliyle camı tıklattı. Bir süre sonra güleryüzlü anne kapıyı açtı ve bizleri karşısında görünce:

-Hoşgeldiniz çocuklar… Nasılsınız bakalım? İyi misiniz?

Hepimize tek tek hal hatır sordu. İsimlerimizi öğrendi. O da oğlu gibi güleryüzlü bir insandı.

Cem annesine bizleri eve birşeyler atıştırmak için davet ettiğini söyledi. Annesi de ona mutfakta ne istersek yapabileceğimizi söyledi. Birlikte mutfağa girdik. Mutfak tezgahının kenarında çeşit çeşit bıçak vardı. Tezgahın üzerinde de eti doğramak için kullanılan satır bıçak… Cem bize dönerek “ne yeriz?“ diye sorarak buzdolabını açtı. İçinde birçok et ve et ürünü vardı. Kıyma, sucuk, kuşbaşı et, pirzola, bonfile ve sakakat çeşitleri… O anda öğrendik ki Cem’in babası kasapmış. Kendilerine ait kasap dükkanları varmış. Hayatım boyunca o kadar eti bir arada görmemiştim. Gözlerimin içi parlamıştı adeta… Cem kıymalı yumurta yapmaya karar verdi. Benden birkaç yaş büyük olduğu için ailemden aldığım terbiye gereği ona o andan itibaren Cem abi demeye başladım. Cem abinin yemek yapmaktan anladığı o halinden belli olmuştu. Önce kıymayı tavada hafifçe kavurdu ve sonrasında da hepimize yetecek kadar yumurta kırdı kıymanın üzerine… Yumurtaların beyazı kıymaların arasında dağınık şekilde, sarısı ise yumurtayı kırdığı kıyma yığınının üzerinde dağılmadan yavaş yavaş pişiyordu. Ocağın çaprazındaki baharatlıkta çeşit çeşit baharat vardı. Onlardan da üzerine ekledikten sonra kıymalı yumurta yemeye hazır hale geldi. Yumurtaları hafif çiğ bırakmıştı. Belki de hayatım boyunca yediğim en güzel kıymalı yumurtaydı…

Devamı Bir Sonraki Yazımızda...

YAZANLAR

  Gülşah YEMİŞÇİOĞLU
  Gülden ADIGÜZEL
  İsmail ÖZTÜRK
  Müjdat UYSALCAN
  Hülya PERİN
  Mehmet Taylan KOÇER
  Ercan KILIÇLI
  Nizamettin GÜMÜŞ
  Feray KARAGÖZ
  Mustafa AYDINLI
  Atıf MUTLU
  Murat SEVGİ
  Gülgün PALA KEÇECİ
  Gülbin PEKEL

SON BEŞ YAZI

  ÇİÇEK SİNEMASI
  YİTİK
  DOSTLUĞUMUZ PEKİŞİYOR
  DOSTUM ve KIYMALI YUMURTA
  Tarihi Günlerden Geçiyoruz

Tefal Ütü

Adet  0 TL.

Doğan AVM

282 654 23 00

Tavuk Graten

Adet  0 TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Salon Çamı

Adet  0 TL.

Çiçek Evi

Sucuk Porsiyon

Adet  0 TL.

Kokorech

532 522 83 86

Yarım Ekmek Suçuk

Adet  0 TL.

Kokorech

532 522 83 86

Sosisli

Adet  0 TL.

Diyar Döner

535 966 07 83