Fırın Makarna

0TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Patates Köfte

0TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Benjamin Büyük Boy

0TL.

Çiçek Evi

İsmail ÖZTÜRK

İsmail ÖZTÜRK ergene esenler mah. doğumlu olan İsmail öztürk 23 aralık 1984 tarihinde dünyaya gelmiştir. sırası ile çorlu cumhuriyet İlkokulu, cumhuriyet ortaokuku ve m.r.uzel end. mes
İşçi
Yazara Mesaj Yaz
Bu Bölümde Yazılan Yazıların Sorumluluğu Yazarlara Aittir
ÇİÇEK SİNEMASI  20.10.2020   (234) Okunma
Yaşadığımız şehirde yaklaşık elli yaşında olan eski bir aile sineması vardı.

Meşhur Çiçek Sineması… 
Şehrin tam ortasında, Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Süleymaniye Camii ile karşı karşıya. Cem abi bu sinemada çalışıyordu. Teşrifatçılık yapıyordu. Film başlamadan önce izleyicilere koltuk numaralarına göre yer gösterirdi. Film başlayıp ışıklar söndükten sonra da aynı işlemi el feneri ile yapardı. Bir teşrifatçının olmazsa olmazıdır el feneri!

Daha köyde otururken büyük ağabeyim beni bir gün şehirde kurulan panayıra götürmüştü.

Panayır yerinde adeta mahşer kalabalığı vardı. Rastgele geziyorduk panayır yerini. Az ilerde büyükçe bir kafesin içerisinde bir kartal sergileniyordu. İlgimi çekti, yanına kadar gittim. Ara ara kanatlarını açıp kapatıyordu. Her kanat açışında kocaman bir canavara dönüşüyordu sanki… Hiç aklımdan çıkmamıştı. Panayırı gezmeye devam ederken ağabeyim bana oradaki seyyar satıcıların birinden bir mızıka, kız kardeşime de bir ayıcık almıştı. Aynı gün panayır sonrası sinemaya gitmiştik. Sinemayla o gün tanışmıştım. Cem abinin de sinemada çalıştığını öğrenince hemen aklıma büyük ağabeyimle geçirdiğimiz o gün gelmişti. Cem abi öğlene doğru sinemaya çalışmaya gider, saat dörtten sonra da evine dönerdi. Aradan birkaç saat geçer, akşamüstü yedi gibi tekrar sinemaya gider ve gece saat on bir gibi tekrar evine dönerdi. Çalışma saatleri bu şekildeydi. Enteresan değil mi? Sizi bilmem ama bana çok enteresan gelmişti. Gündüz saat dörtten sonra evine döndüğünde biz diğer arkadaşlar genelde okul bahçesinde futbol oynuyor olurduk. Çoğumuz okulumuzda sabahçıydık. Öğleden sonraları akşama kadar okul bahçesinde futbol oynardık.

Bir gün Cem abi beni sinemaya davet etti ancak kendisinin dışında da görevliler olmasından

dolayı sıkıntı olabileceğini, bu yüzden saat üçten sonra gelmem gerektiğini söyledi. Ertesi gün dediği saatte sinemaya gittim. Caddeye bakan tek parça büyük camekanda o hafta boyunca oynayan filmin afişi ve filme ait fotolar asılıydı. Afiş üzerinde de matine ve suare saatleri yazılıydı. Bu camekanın sol tarafında ise giriş kapısı vardı. Kapıdan içeri girdim. Giriş ile aynı istikamette devam ettiğimde hemen önüme sinema salonunun bulunduğu kısma açılan bir koridor çıkıyordu. Koridora gelmeden hemen sağda ise gişe vardı. Gişenin de içinde bulunduğu bu alana fuaye denildiğini o anda öğrenmiştim. Fuaye kısmının duvarlarında üç adet pano vardı. Panolarda film afişleri asılıydı. Arkalarındaki sert strafor malzemeden yapılmış ve üzeri bordo renkli bezlerle kaplanmış yüzeylere raptiye ile tutturulmuşlardı. Afişten arda kalan kısımlarda da yine o filme ait fotolar asılıydı. Bu üç panonun birinde bugünkü program yazıyordu, diğerinde gelecek program ve sonuncusunda ise pek yakında…

Cem abi istersem filmi izleyebileceğimi söyledi. Sevinçle salona çıkan koridordan geçtim.

Koridor bitiminde bir ortak alan daha çıktı karşıma. Duvarlarda eski ve yeni birçok film afişi asılıydı. Buradan da üst kata çıkan bir merdiven vardı. Burası salonun balkon kısmıydı. Eski aile sinemalarının tümünde balkon kısmı olurdu. Salonun alt kattaki kapısından içeri giriş yaptım. Karşımda kocaman beyazperde! O gün sinemada bir animasyon film vardı.Daha iki dakika bile olmadan film sona erdi. Filmin sonuna yetişebilmiştim . İzleyiciler yavaş yavaş salonu boşalttı. Işıklar yanınca salonun içini incelemeye başladım. Balkon kısmıyla yaklaşık beş yüz kotluklu bir salondu. Koltukları ahşap kahverengi ve oturulan minder kısımları da kahverenginin farklı bir tonunda ne süet deri kaplıydı. Beyazperde çok büyüktü. Perdenin alt kısmında da birçok afiş asılıydı. Yüzüm perdeye dönük pozisyonda iken perdenin sol tarafında bir kapı vardı. Bu kapıdan perdenin arkasındaki kısma geçiliyordu. Burası oldukça genişti. Cem abiye burasının ne amaçla kullanıldığını sordum. O da bana şu an bir depo gibi kullanıldığını fakat geçmişte tiyatro sahnesi olduğunu söyledi. Yani bu salon çok amaçlı bir salon olarak tasarlanıp inşa edilmişti. Balkon kısmına çıkış yapılan merdivenlerin bulunduğu alana tekrar çıktım. Sağ tarafımda koridorun en sonunda sinemanın büfesi vardı.

Sonrasında biraz da balkon kısmını gezdirdi bana Cem abi. Balkon kısmında tahmini yüz elli

adet koltuk vardı. Burasının da ayrıca tuvaletleri ve fuaye alanı mevcuttu. Yine fuayedeki duvarlarda çeşit çeşit film afişleri… Son olarak bir demir merdiven ilişti gözüme! Bu merdivenlerden makine dairesine çıkılıyordu fakat oraya çıkmak kesinlikle yasaktı. Cem abi film bittikten sonra salonun alt kısmında ve balkon kısmında rutin işlerinden biri olan temizliğini yaptı. Ben de ona koltuklar arasındaki boş meşrubat şişelerini toplayarak yardımcı oldum. İş bittikten sonra birlikte mahalleye döndük. İlerleyen günlerde aynı saatlerde sık sık sinemaya gider oldum. Geliş-gidişler sıklaşmaya başlayınca sinemada çalışan diğer kişiler ile de karşılaşır oldum. Cem abiyi çok sevdikleri için benim gidiş-gelişlerimden rahatsız olmamışlardı. Cem abi herkesle tek tek tanıştırıyordu beni. İlk karşılaşıp tanıştığım kişi makinist Şerif abi olmuştu. Şerif abi hayatı boyunca makinistlik yapmış. Hatta geçmişte yakın bir ilçede kendine ait bir sinema salonu bile olmuş. Çok fazla konuşmayı sevmeyen bir yapıya sahipti. İşiyle ilgili çok titizdi ve asla makine dairesine girilmesine izin vermezdi. Gişeci Sebahattin abi ise eski bir sağlık memuruymuş. Verem savaş dispanserinde röntgen operatörü olarak çalışıyormuş. Memurların ayrıca bir işte çalışması kanunen yasak olmasına rağmen o geçmişte memuriyet saatlerinden arda kalan zamanlarda sinemada çalışırmış. Emekli olunca da gişeci olarak burada çalışmaya başlamış. Bir de sinemanın büfecisi İbrahim abi vardı. Ona dede diye hitap ediyorlardı. Ben de onu tanıdığım süre boyunca bu şekilde hitap ettim. Dede, İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nden hizmetli olarak emekli olmuş. Sinema ile tanışması ise oğlu vasıtasıyla gerçekleşmiş. En küçük oğlu Ahmet abi sinemanın büfesinde çalışırmış. Harp Akamedisi öğrencisi olunca yerine babasının geçmesi için teklifte bulunmuş. O günden itibaren büfeyi dede işletiyormuş. Büfeyi işletmesine karşılık olarak sinemadan maaş almıyormuş. Büfeden kazandığı paranın tamamı ona kalıyormuş. Buna karşılık sinemanın tüm temizlik malzemesi ihtiyacını büfeden elde ettiği gelirden karşılarmış. Bunların hepsini zamanla onlarla sohbet ettikçe öğrendim. Birkaç ay sonra kış mevsimi geldi. Yaşadığımız şehrin kışları çetin geçerdi. Böyle soğuk günlerden birinde Cem abi yorgan döşek hasta oldu. O günlerde de sinemada işler çok yoğundu. Cem abi kendisinin yerine birkaç gün benim teşrifatçı olarak çalışmamı önerdi. Bu konularda Selahattin abi yetkiliydi. Az çok hepsiyle tanışıyor olmamdan dolayı sakıncalı bir durum görmemişti. Bir hafta boyunca Cem abinin yerine sinemayı ben idare edecektim. Çok heyecanlıydım…

Daha bir hafta dolmadan Cem abi iyileşti. O gece sinemaya birlikte gittik. Sinemada son

çalışma gecem olacaktı. Bu bir haftanın çalışmanın karşılığı olarak ise kazancım topladığım bahşişler olmuştu. Cem abi benden yana hiçbir şikayet almadı. Bu onu mutlu etti. O gece film başlarken bir hafta boyunca yapmış olduğum gibi izleyicilere yer gösterdim. Son gece de birkaç aileden bahşiş aldım. İki farklı renkte sinema bileti vardı. Biri pembe, diğeri ise sarı… Sarı biletler balkon kısmı için satılan biletlerdi ve satışı sadece aileye mahsustu. Tek gelen veya birkaç erkek arkadaş şeklinde gelen izleyiciler alt katta film izleyebilirdi. Bahşiş ise genelde aileler tarafından verilirdi.

Film başladıktan yaklaşık bir saat sonra film ara verecekti. Ara esnasında izleyiciler büfeden

alışveriş yaparlardı. O gece de oldukça kalabalık olduğu için Dede bana ara süresi boyunca ona yardımcı olmamı rica etti. Ben de kabul ettim. Büfeye ait alana girdim ve kapağı yukarı doğru açılan tek kapaklı meşrubat dolabının başına geçtim. Ara olduğu gibi izleyiciler bir anda büfenin önüne yığıldılar. Herkes aynı anda bir şeyler istiyordu. Her meşrubat isteyişlerinde dolabın kapağını yukarı doğru hızlıca açıyor ve istedikleri içeceği uzatıyordum.

Film arası genelde on dakika sürerdi ancak makinist şerif abi büfede biraz daha fazla satış

yapılabilmesi için bazen bu süreyi uzatırdı. Ara bitiminde gong çalar ve izleyiciler tekrar yerine otururdu. İlk defa büfede yardımcı olmuştum. Yaklaşık bu onbeş dakikadaki efor beni bayağı yormuştu. Filmin ikinci yarısı başladı. Cem abi hastalıktan yeni kurtulduğu için Dede ona eve erken

gidebileceğini söyledi. Hemen ardından da bana dönüp hiç beklemediğim bir teklifte bulundu bana. Eğer istersem o andan itibaren büfede ona yardımcı olarak çalışabileceğimi, karşılığında çok para veremeyeceğini ancak az da olsa bir şeyler ödeyebileceğini söyledi. Ben de büyük bir sevinçle bu teklifi kabul ettim. Çünkü sinemanın o büyülü havası beni çok etkilemişti ve okul masraflarımı belki de kendim karşılayabilecektim. Böylece ailemin de elini az da olsa rahatlatmış olacaktım. O geceden itibaren hem okuyan hem çalışan bir öğrenci olmuştum…

Devamı Bir Sonraki Köşe Yazısında....

YAZANLAR

  Gülşah YEMİŞÇİOĞLU
  Gülden ADIGÜZEL
  İsmail ÖZTÜRK
  Müjdat UYSALCAN
  Hülya PERİN
  Mehmet Taylan KOÇER
  Ercan KILIÇLI
  Nizamettin GÜMÜŞ
  Feray KARAGÖZ
  Mustafa AYDINLI
  Atıf MUTLU
  Murat SEVGİ
  Gülgün PALA KEÇECİ
  Gülbin PEKEL

SON BEŞ YAZI

  Ne Zaman Konuşacaksınız
  KABULLENMEK
  TOPLU TAŞIMADA HES KODU
  DAVRANIŞ - 1
  HİÇ YENİDEN BAŞLADIN MI ?

Yarım Ekmek Suçuk

Adet  0 TL.

Kokorech

532 522 83 86

Sütlaç

Adet  0 TL.

Kokorech

532 522 83 86

Patates Köfte

Adet  0 TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Fırın Makarna

Adet  0 TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Kıymalı Yumurta

Adet  0 TL.

İstanbul Çorba

0553 854 5959

Cheddar Peynirli Dürüm

Adet  0 TL.

Diyar Döner

535 966 07 83